003

Çağrı Merkezlerinde Kaçan Çağrı Yönetimi ve Müşteri Memnuniyeti – Call Center Life / Eylül-Ekim 2013

Kaçan çağrı yönetimi ve müşteri mennuniyeti konusu ne kadar önemli?

Müşteri memnuniyeti, özellikle gelen çağrılara yanıt veren dediğimiz inbound hizmet veren çağrı merkezlerinin ana varoluş sebebi diyebiliriz. Müşterilerine farklı kanallardan hizmet verebiliyor olmak günümüz dünyasında artık her şirketin sahip olması gereken standart bir özellik halini aldı. Zaman yönetiminin iş hayatında ya da sosyal hayatta en öncelikli değerler arasında yerini alması, müşterilere bulundukları yerde hizmet vermenin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Bu bakımdan çağrı merkezleri özellikle orta ve büyük ölçekli şirketler için ‘olmazsa olmaz’ bir müşteri iletişim noktası. Read more »

29ekimyuruyus

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda Bağdat Caddesi'nde "Büyük Yürüyüş"te Buluşuyoruz!

Her yıl geleneksel hale gelmiş, 29 Ekim Büyük Cumhuriyet Yürüyüşü bu yıl da Bağdat Caddesi’nde gerçekleşecek. Yürüyüş, 29 Ekim Pazartesi günü 19.00′da Bağdat Caddesi Suadiye Işıklar’da başlayacak. Yürüyüş’ün ardından Caddebostan Sahil’de Zülfü Livaneli Konseri’yle devam edecek. Read more »

bayram

Herkese Mutlu Hayatlar…

Bayramlar kendi kendilerine ortaya çıkmıyor, biz onlara ‘Bayram’ dediğimiz için ‘Bayram’ oluyorlar, farkındasınız değil mi? Hiçbir bayram tepeden inmiyor. Bir gün, toplum açısından önemli dini ya da milli bir olay oluyor ve birisi çıkıyor bayram olsun diyor, biz de o topluluğun fertleriysek, aynı hazzı aldığımız neşe ile karşıladığımız bir olayı zevkle kutluyoruz.

Bayram sevinci, eğer kişilerin özgür iradesiyle ortaya çıkabilen bir olgu ise, tüm her şey kafamızda aslında. Diğer bir deyişle, ekstra hiçbir şeye ihtiyacımız yok bir günü bayram edasıyla geçirebilmek için. O halde bütün bir hayatı bayram neşesiyle neden geçirmeyelim? Herşey beynimizde ve bizi mutlu olmaktan alıkoyan tek şey kendi sınırlarımız. Read more »

hayatin-anlami

Hayat bakışınla anlam kazanır

Bugün önüme mail ile gelen bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Çok basit ama çok anlamlı. İşte hayatı ve hayatın güzelliklerini böyle böyle kaçırıyoruz. Sonra da hayat çok kısa diye hayıflanıyoruz. Hayatta amaç sandığımız (aslında bir araç’tan fazlası olmayan) şeylere o kadar kaptırıyoruz ki, o sırada kendi mutluluğumuzu unutuyoruz. Bize keyif verecek şeyleri kaçırıyoruz. İşte o hikaye: Read more »

tiyatro

Hayat bir tiyatro sahnesi…

Hayat bir tiyatro sahnesi derler hep. Bizler de onların sürekli değişen oyuncuları. Gerçekten de öyle. Oyun hep devam eder, duraksamadan. kimin başrolde olduğu, hangi kesiti seyrettiğinizle alakalıdır. Anlayacağınız, hepimizin başrolde olduğu kendimize ait oyunlarımız var. Birbirimizin oyunlarında da rol alırız, ama başrolde olduğumuz tek bir oyun vardır, kendi hayatımız. Tek perde… Tek Oyun… Read more »

ataturk

Atam sen rahat uyu… Bundan sonrasını Türk Gençliği halledecektir…

Bugün 10 Kasım’ın hüznü havaya da yansımış sanki. Bir karanlık, bir boğuk, bir soğuk hava. Çok şey borçlu olduğumuz bir insanı, bir büyüğümüzü kaybettiğimiz bu gün, derin bir hüzün var içimde. Aynı yukarıdaki gökyüzü gibi, benim de içim karanlık, soğuk ve boğuk.

Özgürlüğümüzün tetikleyicisi, bütün millete önderlik eden bir cesur türk. Bir çok şeyi onun sayesinde rahatça yapabiliyoruz. Bugün benim bu yazıyı yazabiliyor olmamın, sizin de okuyabiliyor olmanızın sağlayıcısı o. Çok şey borçluyuz kendisine. Ama o öldü diye de onun bütün ilkelerini, düşüncelerini, zekasını, ileri görüşünü, cesaretini kaybetmiş olamayız, olmamalıyız. Çünkü onun da her fırsatta belirttiği gibi, onun gücü bizlerin gücünden oluşuyordu. Bizimle varoldu, bizi uyandırdı, özgürlüğümüzü bize verdi, bir düzene soktu ve bu ölümlü dünyadan göçtü gitti.

Bize çok güzel bir miras bıraktığı gibi, kendisinden sonrasında nasıl devam edebileceğimizle ilgili çok güzel öğütler de bıraktı. Peki biz uyguluyor muyuz? Ya da uygulamak için ne yapıyoruz. Her 10 Kasım’da, senede bir gün, “Atam İzindeyiz”, “Atam Uyan Vatan Elden Gidiyor” diye mailler atan, mesajlar yazan bizler, senenin kalan günlerinde tam olarak ne yapıyoruz? Gerçekten onun ilkelerini korumak ve ileri götürmek için çabalıyor muyuz yoksa, her 10 Kasım’da ”Atam ‘İzin’deyiz” diye herkese gururla belirttiğimiz gibi çalışmayıp izin mi yapıyoruz? ”Vatan elden gidiyor” diye haykırıp ah ederken, Ata’mızı uyanmaya çağırarak bir başkasından yardım istemek daha mı kolayımıza gidiyor? Peki, hepsinin üzerinde, bir ölü’nün uyanıp bizi ve vatanımızı kurtaracağina inanacak kadar saf mıyız? Biz ne yapıyoruz ve nereye gidiyoruz gerçekten?

Kimsenin kötü bir niyeti olmadığını bu özgürlüğümüzün değerini çok da iyi anladığımızı biliyorum. Ancak arada bir sallanıp kendimize gelmenin de zararı olduğunu sanmıyorum. Atatürk’ün bize bıraktığı mirasın en büyük parçalarından biri de, bizlere yani türk milletine olan güveniydi. Bu güveni boşa çıkartmayacağımıza eminim.

Atam, senin de söylediğin gibi, senin naçiz vücudun bugün toprak oldu, ama sen rahat uyu! Senin bıraktığın hazine, öğütler ve birikimle, bu cesur ve zeki türk milleti, bundan sonrasını halledecektir ve Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Can Demirağ

Samsun-Turkey

Ben mi büyüdüm yoksa bayramlar mı ruhunu kaybetti?

Bir bayram daha geldi. Hiç sevinemiyorum, benim için artık oldukça sıradan. Son bir kaç senedir de hep böyle. Ama karar da veremedim ;bayramlar mı artık eskisi kadar güzel değil, yoksa ben mi büyüdüm bilemiyorum.

Benim için bayram, sabah erken kalkıp babamla bayram namazına gitmek, hemen peşinden mezarlıkta yatan büyüklerimizi ziyaret etmek, sıcak ekmek alarak eve gelmekti. Kurban bayramıysa, dedemin çiftliğine gidilir, kurbanlar kesilip paylara ayrılır ve dağıtılırdı. Kurban bayramının ikinci günü, ramazan bayramının ise ilk günü, öğlen şık şık giyinip anneannemin evinde tüm aile toplanır, bayramlaşılır ve ziyarete gelenlerle muhabbet edilirdi. Peşinden kendi gezeceklerimize gider, ordan da eve dönerdik. Kapımızı çalan bayram çocuklarına babamın aldığı şeker ya da çikolatalardan dağıtır, babamın ve annemin işyerindeki yadımcılarıyla bayramlaşılırdı.

Şimdi bunları hatırlasam da kendilerinden eser yok. Önce kurban kesme ritüeli kendini yavaş yavaş bağışlara bıraktı. Sonra bayram namazlarından üşenmeye başladım. Bütün bir sene namaz kılmayan bir insan olup da sırf bayram diye sabahın köründe namaza gitmem herkesten önce kendime garip gelmeye başladı. Çocuk olup da el öperek harçlık aldığım zamanları inanın hiç hatırlamıyorum bile o kadar eski.

Her yerde, her ağızda aynı laflar… ne eksik ne fazla. “Biz tatili birleştirdik, bilmemnereye gidiyoruz.”, “Biz bu bayram evdeyiz şekerim”, “Biz şurdan aldık”, “biz bağış yaptık”, “ben hayvanların kesilmesine dayanamıyorum”, “Ahmet amcalara da gidelim el öpmeye”, saysam sayarım daha, neler neler… Her sene aynı her bayram aynı. Belirli bir bıkkınlık seviyesine erişmişim anlayacağınız.

Bayramların eski ruhunu korumadığı bir gerçek, ama belli ki ben de büyümüşüm. Bir çoğumuz da benim gibi büyümüştür. Üzerimizdeki bıkkınlığı atıp da çocuklarımıza bizim kendi çocukluğumuzdaki bayramların ruhunu kazandırmaya çabalamak bu kadar zor mu? Varsa yoksa işlerimiz, kendi kavgalarımız, tatil planlarımız… Kendimiz kaybettiğimiz bir ruhu çocuklarımıza nasıl işleyebiliriz ki, bu da ayrı bir soru işareti.

Ben bu bayram 2 yaşına bile girmemiş oğluma bayram harçlığı vermeye çalıştım. Ne paranın anlamını biliyor ne bayramın. Ama kendisine bir şey verildiği ve bir merasim sürecinden geçtiği için memnundu halinden, oyun gibi karşıladı. Ne yazık ki bir süre sonra onun çevresi sadece ben olmayacağım. Okul arkadaşlarıyla kendi sosyal gruplarını oluşturacak ve onların doğruları da en az benimkiler kadar doğru olacak. Dolayısıyla, oğlumun da bir iki sene sonra bayramlara arkadaşları gibi tatil gözüyle bakıp bakmayacağını kontrol etme şansım yok denecek kadar az.

Bilemiyorum ama belki de gereksiz bir çaba içindeyim. Dünya değişiyor, daha doğrusu insanlar değişiyor. İnsanlar değiştikçe, herkes burnunu başka yönlere çevirmişken eski bir adete bağlı kalmaya çalışmak, ya da eski kurallarıyla uygulamaya çalışmak doğru mu? Çevremiz değişirken, bizim de hayat kalitemizi aynı standartlarda sürdürebilmek için o çevreye ayak mı uydurmamız daha mı doğru olurdu? Bunları zamanla göreceğiz, belki de benim kadar nostaljik yaklaşmamak gerekiyor bu duruma.

Bütün bu soru işaretlerini şimdilik bir kenara bırakıyorum, her ne şekilde geçiriyor olursanız olun, ister yurtdışında tatilde, ister kurban pazarında, ister aile ziyaretlerinde.. Hepinizin Kurban Bayramı kutlu olsun…

Can Demirağ

Anneler Gününüz Kutlu Olsun!

Tüm annelerimizin anneler günü kutlu olsun.

Eski bir dizide yer almış, anneler ile ilgili yapılan bir konuşmayı içeren bu sevimli video’yu beğenmenizi umarım. Read more »

mutluluk

Yaşamın Tek Amacı Var: Mutluluk!

Kim ne derse desin insan oğlu mutlu olmak için yaşar. Para, kariyer ya da sevgi birer amaç değildir. Onlar sadece amaca giden yoldaki araçlardır. Yani mutlu olma amacına… Kimisini bol para mutlu eder, kimisini sevdiğiyle bir ömür geçirmek.. Kimisi başarılı bir kariyer hayatı ister, kimisi de hepsinden biraz. Ama dedim ya işte bunlar sadece mutlu olma yolunda kullandığımız birer araçtır.

Read more »

Yeniden Merhaba!

Sevgili dostlarım, hepinize yeniden merhaba.

Site tasarımımdaki hoşuma gitmeyen noktaları değiştireyim derken tamamen farklı, canlı ve renkli bir tasarımla yeniden karşınızdayım. Geçen süre boyunca çok çeşitli sebeplerle yazı yazamadım. Şu andan itibaren çok daha sık periyodlarda, ilginizi çekeceğini umduğum yazılarım ve çeşitli kaynaklardan yaptığım alıntılar ile yeniden sizlerle birlikte olacağım.

www.candemirag.com’da görüşmek üzere…