Kristalinizi bulduysanız, onu asla bırakmayın!

By | 3 Kasım 2011

Bazen hayat bize en beklemediğimiz anda öyle oyunlar oynar ki, neye uğradığımızı şaşırırız. Aynı bilgisayar oyunları gibi. Hani o bitmek bilmeyen platformların üzerinde atlaya zıplaya, canavarları öldüre öldüre ilerlersiniz ya, aynı onlar gibi.

Ekranın bir köşesinde enerjinizi gösteren çubuk, siz canavarlara çarptıkça giderek kısalır. Bazen yanlış bir seçim yapar ve girmemeniz gereken bir alana girersiniz, ya da doğru yoldan gitmenize rağmen öyle bir tuzak kurulmuştur ki canavarlar arasında kalırsınız, kurtulsanız bile, bir anda dakikalardır koruduğunuz enerjiniz diplere inmiştir.

Hayatta da böyle bazen yanlış tercihler yaparız, bazen de doğru yolda olduğumuz halde hayat bize öyle bir vurur ki sillesini, neye uğradığımızı şaşırırız. Bunu engelleme şansımız da yoktur, ya da bunun başımıza gelmesinde hiç bir sorumluluğumuz yoktur. Ne var ki, sonuçta o güne kadar özenle koruduğumuz enerjimiz bir anda diplere iner.

Ama ne yazık ki oyun oynarken enerjimiz tükendiğinde, oyunu en son kaydettiğimiz zamana geri dönme şansımız varken, gerçek hayat bu şansı asla tanımaz bize. Sadece enerjimizin tam olduğu yıllar öncesine dönmek değil, bir ay, bir gün, 1 dakika öncesine bile dönmemize izin yoktur. Kalan enerjimizi oyunun sonuna kadar yetiştirmemiz beklenir. Ama o enerji ne mutlu olmamıza ne de istediklerimizi almamıza yeter. Sadece varlığımızı sürdürebilecek kadar, hatta hasta edecek kadar bile az olabilir.

Adeta oyun bir an önce bitsin isteriz. Çünkü o enerji bizi asla tatmin edecek düzeyde kalmamıştır. Bazılarımızın o sıradan hayatı da bir an önce yaşayıp bitirmek istediği gibi. Kendimizi umutsuzca bir canavarın üzerine, yani ölüme süreriz. Bir an önce yanıp oyunu bitirmek için…

İşte tam bu anda – biraz şanslıysak – oyundaki saklı kristali görürüz. Bir canavarı öldürünce beliren, bir tuğlanın içine saklanmış ya da bazen apaçık karşımızda duran kristal. Bu kristali aldığımızda bütün enerjimiz bütün canlarımız yenilenir, tamamlanır, yeniden doğmuş gibi oluruz. Oyunun bir an önce tamamlanmasını beklerken bir anda oyuna yeni başlamış gibi heyecanlanırız. Karşımıza çıkan engellerin çok daha hızlıca üstesinden gelir, istediklerimize daha çabuk ulaşırız. Motive olmuşuzdur çünkü.

Hayatta da şanslılarımız bu kristali bulma şansına erişirler. Bu kristal yanlış girdiğimiz bir yolda karşımıza çıkabileceği gibi, çok zorlu yerlere saklanmış da olabilir. Bazen şans eseri çok ücra bir yerde buluruz kristali, bazen de yanından geçeriz ama farketmeyiz.

Eğer siz de enerjinizin artık eskisi gibi olmadığını düşünen insanlardan biriyseniz, hayatınızı kendiniz yönlendirip yaşamaktansa, enerjiniz olmadığı için, yorulduğunuz, bitkin ve tükenmiş hissettiğiniz için herşeyi kendi akışına bırakanlardansanız, mutsuzsanız ve hayatı en az zararla tamamlamaktan başka amacınız kalmadığını hissediyorsanız, o zaman gidin ve bir an önce kendi kristalinizi bulun. Çünkü kristal sizi yeniden hayata bağlayacak olan tek unsurdur ve hayat asla ziyan edilemeyecek kadar güzeldir.

Kristal enerjinizi yeniler, sizi yeni doğmuş bir bebeğe çevirir. Kristal sizin görmediklerinizi size gösterir, duymadıklarınızı anlatır. Arkadaş sandıklarımızın aksine bize duymak istediklerimizi değil, bilmemiz gerekenleri duyurur. Kristali bulmuş olmak bir şanstır.

Kristal, kişiye özeldir, herkesin kristali farklı olabilir. Oyunda kristal olarak geçen bu enerji sembolu gerçek hayatta çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir. Bu kristal maddi ya da manevi bir şey olabilir. Yeni bir aşk, yeni bir insan, yeni bir iş teklifi, yeni bir ortam, herşey olabilir.

O yüzden eğer kristalinizi bulmak niyetindeyseniz, bir an önce aramaya koyulun, etrafınızdakileri, gittiğiniz yerleri, anılarınızı, arkadaşlarınızı, her şeyinizi gözden geçirin. Bu kristali bulabilmek için geriye gitmeniz gerekiyorsa geri gidin ve bulun. Çoğu zaman kristaller avuçlarımızın içindeyken, onları farketmediğimiz, ya da o anda kullanmak istemediğinizden kaçırır gideriz. Bir çoğumuz hayattaki o kirstale zaten sahiptirler. Ancak enerjileri o kadar düşmüştür ki, o kristale sahip olduklarını anlayabilecek kadar bile güçleri yoktur. Bazı insanlar bu kısa hayatımızda kristali kaybettikten sonra ikinci bir kristali bulabilecek kadar şanslıyken bir çoğumuz daha birincisini seçtiğinin bile farkında olamayız.

Eğer siz de hayatınızın kristalini bulduysanız o kristali asla ama asla bırakmayın. Çünkü o kristal hayatınızı o enerjili zamanlarınıza döndürebilecek tek şey.

Haydi, şimdi kristalinizi aramaya gidin. Belki de o kristal düşündüğünüzden çok daha yakında, karşınızda, kafanızda, ya da avuçlarınızın içindedir:

Unutmayın, herkesin bu dünyada en az bir kristali vardır…

 Can Demirağ

[catlist id=209 orderby=date order=asc numberposts=-1]

Bir Yorum Yazın